Tantuni, Yörük kültüründen geldiği söylense de Türkmenlerden de gelmiş olabileceği düşünülmektedir. Ülkemizde tantuninin ana vatanı Mersin ilimizdir ve burası lezzetin ana durağı haline gelmiştir. Lavaş ekmeği içerisinde dürüm olarak servis edilen tantuni, aynı zamanda Antakya'da da meşhur bir yiyecektir. Her iki şehrin kendine özgü pişirme ve sunum tekniği vardır. Ayrıca, Arap seyyar satıcıların sunduğu bir yemek olduğu da iddia edilmektedir. Tantuni, fakir ve zenginlerin ortak paydası gibidir. Başlangıçta fakir yemeği olarak sofralarda yerini alan tantuni, zaman içinde lokantalarda da yerini almıştır. Tantuninin her kesimle buluşması 1980'li yıllara dayanmaktadır.
Tantuni ismi ise Mersin’de anlatılan bir rivayete göre satıcıların kaşığa yapışan eti, tepsiye veya tencereye düşürmek için vurduğu sesten aldığı söylenir. Hikayesi de şöyledir; Mersin merkezinde o dönem oturan nüfusun çoğunluğu Araplar ve Yörüklerdir, bir rivayette ismi bilinmeyen veya Hasan olduğu söylenen kişi eti daha uzun muhafaza etmek için haşlar ve tezgahını kurarak bir mektebin yakınına tezgahını koyar. Amacı, haşladığı eti yağda kavurarak öğrencilere satmaktır. Dürümün içine domates, maydanoz, soğan da takviye eder. Henüz isimi olmayan bu yiyeceği yapan adama öğrenciler “her geçişimizde kaşığı vurarak tan tun ses çıkartıyorsun, ne satıyorsun?” diye sorarlar. Kaşığın çıkardığı bu yansıma sesi olan “tan tun” sesi adama ilham olur ve ondan esinlenerek “tantuni” cevabını verir.